Dans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2014 Pazartesi

METU Open Efsanesi

(Dansla İlgilidir)
Geleneksel bir hal alan Uluslararası METU Open Dans Sporu yarışmaları bu sene 13. kez düzenlendi Ankara'da.
Ben de geleneksel olarak yine gidemedim izlemeye... 
Fakat bu kez oturduğum yerden izleme şansım oldu. İnternet'te stream olarak yayımlandı yarışma. Üstelik de öyle "hadi bakim arkadaş al sen şu kamerayı eline, çek işte bir şeyler" kafasında, titreyen, sallanan bir görüntü ile de değil... Jimmy Jeep'ler sabit kameralar, görüntü geçişleri...
Son derece kaliteli, dans sporuna başladığımız ilk yıllarda imrendiğimiz, izlerken hayranlıkla ağız suyu akıttığımız profesyonel görüntüler vardı yayında.
Duygulandım ve de kıskandım ne yalan söyleyeyim. Çünkü yıllar öncesinden bu yana, dans sporu yarışmalarının ülkemizde gelmesi gereken noktanın bu olduğunu, soğuk spor salonu atmosferinden balo salonu seviyesine geçilmesi gerektiğini söylüyoruz. METU Open da bir spor salonunda yapıldı ama o salona oyle bir makyaj yapılmıştı ki, baktığınız zaman dekore edilmiş Swissotel Fuji salonundan farkı yoktu...
Hep söyledik... Kalite arıyorsanız, o kaliteyi en temelden başlatmak gerekiyor. Sporcuya kaliteli yarışma ve idman imkanları sunmazsanız, sporcunun ulaşabileceği kalite seviyesini de sınırlamış olursunuz.
Dans sporundaki kaliteyi arttırdığı için,
her geçen yıl üzerine koyduğu için,
dans sporu yarışmalarını ülkemizde "aman ha kot pantolonla gitmeyelim, ceketsiz gitmeyelim, ayıp olur vallahi" seviyesine bir adım daha yaklaştırdığı için;
METU Open bu ülkenin açık ara Dans Sporu gururudur.
Bugün dünya şampiyonalarında final gören çiftlerimizin eğitmenlerini yetiştirdiği için;
Yarın dünya şampiyonalarında final görecek çiftlerimizin eğitmelerini de yetiştirecek adımları attığı için;
Bugünün dünya şampiyonlarını burnumuzun dibine getirdiği için;
ODTÜ Eşli Danslar Topluluğu bu ülkenin açık ara, bir numaralı Dans Sporu Lokomotifidir,
Topluluğun dününde ve bugününde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.
Önünüzde saygıyla eğiliyorum.
Darısı ülkemin "Türkiye Şampiyonaları", "Federasyon Kupaları", "Kulüplerarası yarışmalarının" başına... 

22 Ekim 2014 Çarşamba

Milli Takım Derken?

(Dansla ilgilidir)
Sarajevo'da yapılan yarışmaya Türkiye'den katılan ve derece alan tüm sporcuları tebrik ederim. Sadece derece almak değil, devletin resmi kurumu olan federasyondan en ufak destek görmeden -hatta zaman zaman engel görerek- bir uluslararası yarışmaya katılmak da tebrik edilmesi gereken bir durumdur. Tüm sporculara tebriklerimi sunarım.
Gelelim işin sıkıntılı kısmına... Şunu ifade etmeden geçmemek gerekiyor... Yarışmaya katılan çok sayıda sporcu olmasına rağmen, bu yarışmaya katılım aslında tamamen IDO organizasyonu üzerinden yürümesine rağmen, bazı sporcularımızın "milli takım" olarak lanse edilmesi ve Türkiye'den katılan diğer sporcular sanki yokmuş gibi davranılması son derece rahatsız edici bir durumdur. Katılım o kadar IDO üzerinden yürümektedir ki, İstanbul'da geçtiğimiz aylarda "üniversite öğrencileri arası eleme" yapıldı bu yarışma için. Yarışmaya katılmak istiyorsanız, Türkiye'den katılmak istiyorsanız ve bir üniversite öğrencisiyseniz, o elemeye girmeden katılamıyormuşsunuz. Yani mesela üniversite değil de, "taksiciler cemiyeti arası eleme" yapılmış olsa, yarışmaya Türkiye'den katılmak isteyen taksi şoförleri bu elemeye girmeden katılamayacaklar. O derece kontrolü altında katılım IDO organizasyonunun....
Fakat işte bir o kadar da serbest katılım. Üniversite öğrencisi değilseniz, Türkiye'den katılmak için IDO ile direkt irtibata geçmek yeterli. Bu noktada bir elemeye girip girmemiş olmanızı önemsemiyorlar... Bir o kadar da "open" yani açık katılımlı bir yarışma...
Dolayısıyla bu yaırşmaya katılım "milli takım" düzeyinde değildir. Bireysel katılımın söz konusu olduğu bir yarışmada, Türkiye'den katılan başka sporcular da olmasına rağmen sadece belirli isimleri "milli takım" parantezine almak doğru olmuyor maalesef.

"Milli Takım" ibaresinin bu noktada iyi tanımlanması gerekiyor. Neye göre, kime göre belirleniyor bu milli takım, iyi düşünmek gerekiyor. Futboldaki gibi "Ali gelsin, Veli gelmesin" kıvamında bir seçicilik durumu dansta söz konusu olmadığına göre ve de üstelik "milli takım" olarak gösterilen ekibin haricinde de bu yarışmaya Türkiye'den katılmak mümkün olduğuna göre, aslında bu yarışma çerçevesinde "milli takım" diye bir kavram geçerli değildir.

Olayı sadece "milli takım" olarak lanse edilen sporcular üzerinden okursak, o kapsamda gosterilmeyen sporcularımızın aldıkları dereceleri ne yapacağız? Yok mu sayacağız? "Türkiye'yi temsil etmiyor" mu diyeceğiz? "Bu derece milli ama o derece milli değil" mi diyeceğiz?
Şimdi mevzu çıkacak belki ama bunu yazmadan geçemezdim.... Kamuoyunun yanılmasını sağladığını düşündüğüm bu durumu, yine kamuoyuyla paylaşmasam olmazdı. Hangi gazetenin veya makamın bu yanlış enformasyonu destekler bilgiler paylaştığını da pek umursamıyorum, zira o kurumlar da orijinal kaynaklardan hatalı şekilde bilgilendiriliyorlar. Bu durum yarışmaya katılan ve/ veya derece alan sporcuların,,antrenörlerinin ve kulüplerinin başarısını indirgemez. Herkese tekrar tebrikler.
Yarışmaya "Türkiye'yi Temsilen" veya Milli Takım olarak DEĞİL de, "Türkiye'den" katılan tüm sporcularımızın listesi şu şekildedir... (Resmi yarışma sitesinden derlenmiştir http://www.ido-dance.com/…/i…/results/calendar/2014_796.html)
EUROPE CUP ARJANTIN TANGO (Toplam katılım 5 çift - Türkiye'den katılım 2 çift)
Onurhan Ateşli - Pınar Ulus - (1.lik)
Bahadır Okyar - Gonca Alhan - (3.lük)

EUROPEAN CHAMP. SALSA ( Toplam katılım 23 çift - Türkiye'den katılım 5 çift - Toplam 6 ülkeden katılım)
Cem Demir - Melisa Sahra Katılmış - 3. lük
Emel Eda Comlekci - Ali Raşit Beyler - 7. lik (1 farklı çift ile paylaşıyorlar)
Alp Yamralıoğlu - Begüm Çubuk - 10.luk (1 farklı çift ile paylaşıyorlar)
Nursel Can - Can Citlenbek - 14.lük (2 farklı çift ile paylaşıyorlar)
Tutkum Cecim - Turgut Sert - 20.lik (3 farklı çift ile paylaşıyorlar)

WORLD CUP BACHATA - (Toplam 11 Çift - Türkiye'den 1 çift - Toplam 3 ülkeden katılım)
Tutkum Cecim - Turgut Sert  -  9.luk ( 3 farklı çift ile paylaşıyorlar)

WORLD CUP LATINO SHOW - FEMALE SOLO Junior (Toplam 6 yarışmacı, Türkiye'den 1 yarışmacı, Toplamda 4 farklı ülke)
Begüm Çubuk - 3.lük

WORLD CUP LATINO SHOW - FEMALE SOLO Adults (Toplam 5 yarışmacı, Türkiye'den 1 yaırşmacı, Toplamda 2 farklı ülke)
Emel Eda Comlekci - 5.lik

WORLD CUP LATINO SHOW - MALE SOLO Adults ( Toplam 5, Türkiye'den 1 yarışmacı, Toplamda 3 farklı ülke)
Al Yamralıoğlu - 4.lük

WORLD CUP LATINO SHOW - DUOS - Adults
( Toplam 8 çift, Türkiye'den 1 çift, Toplamda 4 farklı ülke)
Nursel Can - Can Citlenbek - 3.lük

Sadece "milli" sıfatıyla başarılarının paylaşımına şahit olduğumuz arkadaşlarımızı değil, katılan herkesi tekrar tebrik ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.

6 Mart 2014 Perşembe

PUAN TABLOSUNU OKUYUNCA

NOT: Bu inceleme 4. Ayak Bursa yarışma sonuçlarını içermemektedir. Bahsi geçen sonuçlar yayımlandıktan sonra ayrıca değerlendirilecektir.

TDSF SALSA branşı kulüplerarası puanlama sistemindeki bazı noktaların gerçek anlamda kulüp kıyaslaması yapmaya müsaade etmediğini daha önce de ifade etmiştik. Örneğin halen 1. Sırada bulunan ANGORA DSK’nın ilk 6 kulüp arasında en az podyum gören kulüp olduğunu belirtmiştik. Yine buna benzer bir şekilde, A klasmanın B ve C klasman sporcularının toplam sayısı kadar puanla yarışmaya başlaması da yine sporcuların nihai pozisyonundan ziyade, kulübün üst klasmandan kaç sporcuyla yarışabildiğini değerlendiren bir sisteme işaret ediyor. Bunları daha detaylı inceleyelim:

Ekteki görselde halen ilk 6 sırada bulunan kulüplerin 3. AYAK sonundaki resmi tablolara göre puan analizleri yapıldı. Bunun hem bütün kulüpleri kapsayan, hem de daha fazla detaylı bilgi ve hesaplama içeren, geniş hali excel dosyası olarak mevcut. Dileyen kulüpler veya antrenörler benimle irtibat kurarlarsa memnuniyetle paylaşabilirim.




Bu tabloya göre ilerleyecek olursak:

PODYUM GÖRMEDEN ŞAMPİYON OLMAK?

1. Sıralamada lider olmasına rağmen ANGORA DSK’nın Toplam ödül puanı gerçekten inanılamayacak kadar düşük seviyede. Angora sadece 7,3 ödül puanı alabilmiş. Öyle ki, bu paylaşımı yapmadan önce hesaplamaları defalarca kontrol etme ihtiyacı duydum. ANGORA DSK’nın ilk 3 ayaktaki toplam 89 yarışma kaydından sadece bir tanesi, 1. Ayak’ta C Klasmanda yarışan Meriç Ak - Beyaz Candan Duzgun çifti aldıkları 5.’lik derecesiyle ödül puanı getirebilmiş. Diğer yarışma katılımlarının hiçbirinden ödül puanı katkısı alamıyor olmasına rağmen önemli sayılabilecek bir farkla lider konumda ANGORA. Şahsi fikrim her ne kadar yarışmacı yetiştirilmesini desteklemek gerektiğine inansam da, artık kalitenin de önemli hale gelmesini sağlamamız gerektiği yönünde. Bu yüzden podyuma çıkan sporcuların puan getirilerini göreceli olarak arttırmak gerektiğine inanıyorum.
Örneğin, ÖDÜL PUANI kapsamında sezonun tartışmasız en başarılı kulübü, açık arayla BOGAZİÇİ DSK. Bir başka deyişle -DEPO DANS olarak da bildiğimizBOGAZİÇİ DSK yarışmaya katılan çiftleri en yüksek oranda derece / final gören kulüp durumunda. Bu alanda diğer kulüpleri puan açısından neredeyse ikiye katlamasına rağmen, BOĞAZİÇİ DSK ancak 4. Sırada yer bulabiliyor. 

Bu noktada sormamız gerekiyor, başarı nedir? Daha fazla sporcu yarıştırmak başarı mıdır? Peki az sayıda ama öz, yani ağırlıklı olarak derece alan sporcuları yarıştırmak başarı mıdır? Yoksa bu ikisinin arasında bir denge mi bulmak gerekir?

Cevabı salsa yarışmalarına katılan kulüp yetkilileri, sporcular, antrenörler, hakemler hep birlikte fikir yürüterek vermeli. Ancak şu anki haliyle bu sistem sportif anlamda bu branşın gelişmesine katkı sağlayamıyor bana göre.

YARIŞMADIĞIN “RAKİPTEN” PUAN ALMAK
2. Mevcut puanlama sistemindeki bir başka sıkıntı da alt klasmanlardan sabit olarak alınan puanlar. Yani A klasmanda yarıştığınız zaman, yarışmadan otomatik olarak B ve C klasmandaki sporcuların toplam sayısı kadar puanla başlıyorsunuz. Bu başarı ölçmeye yarayan bir puan değil. Muhtemelen bu kural A, B ve C klasmanlar arasında bir çeşit “değer” farkı yaratmak için koyulmuş, fakat vazifesini tam olarak göremiyor. A klasmandaki sporcuların, kendilerine rakip olmayan, aynı pistte yarışmadıkları B ve C klasman sporcularından puan almalarının (aynı şey B’ler için de geçerli)  “klasmanların kendi içinde yarıştığı” bir yarışmada mantığı bulunmuyor. Madem klasman yarışması yapılıyor, buradaki tüm değerlendirmelerin klasmanlar arasında birbirinden bağımsız olması gerekir. Evet, A klasmanda 1. Olmak ve C klasmanda 1. Olmak arasında bir fark olmalı, A klasmanın zorluğu düşünüldüğünde. Fakat bu fark sabit birer katsayıyla sağlanmalı ve değerlendirme yapılan klasmanın dışındaki faktörlere (B-C Klasman katılımcı sayısı gibi) bağımlı olmamalı.

Tabloya baktığımızda NET PUAN hanesini görüyoruz. NET PUAN tamamen benim uydurduğum bir isim. Başka bir isim de verebilirsiniz, dilerseniz. Bu puan mevcut sistemdeki DERECE PUANI’ndan, alt klasmandan gelen puanları çıkartarak hesaplanıyor. Örnek verelim:

101 numaralı çift B klasmanda 20 çift arasından 10. Sırayı almış olsun. C klasmanda ise toplam 180 çift yarışmış olsun. Buna göre bu çift hem geride bıraktığı 10 çift için toplam 10 puan, hem de C klasmanda yarışmış çiftler üzerinden 180 puan alıyor (katılım puanı hariç). Neticede Sporcu 190 puan alarak tamamlıyor yarışmayı fakat bu puanların sadece 5%’lik kısmı kendi performansının sonucu. Topladığı puanların 95%’i kendisiyle hiç yarışmayan, hiç ilgisi olmayan, bambaşka bir klasmanda yarışmak isteyen insanlar üzerinden geliyor. Bana göre bu mantıklı bir ölçüm yöntemi değil.

Bu yüzden alt klasmanlardan gelen puanların tamamını, tüm sporcular ve kulüpler için ayıkladım, sistemin dışında bıraktım. Böylece bahsi geçen 101 numaralı sporcu, bu performansı sonunda sadece kendi klasmanında yarışan ve gerçekten, bizzat kendisinin geride bıraktığı sporcular üzerinden 10 puan almış oldu. Buna da “NET PUAN” adını verdim.  NET PUAN YÜZDESİ ise o kulübün mevcut sisteme göre topladığı puanlarının yüzde kaçlık bölümünün alt klasmanlardan GELMEDİĞİNİ gösteriyor. Mesela DANS SPORU 34 kulübü, topladığı puanların 72% lik bölümünü tamamen kendi sporcu performanslarıyla elde etmiş. Sadece 28%’lik bir bölümü alt klasmanlardan otomatik olarak toplanan puanlar. Buna karşılık, alt klasmanlarda yarışan çiftlerden en çok istifade eden ve puan toplayan kulüp de CRYPTO DSK. Topladıkları puanların yarısından fazlası alt klasmanlarda yarışan sporcular üzerinden otomatik olarak alınmış (57%). Bu da kulübün A klasmanda yarıştırdığı sporcu sayısının diğerlerinden yüksek olmasıyla doğal olarak bağlantılı bir durum.

ÖDÜL PUANLARI VE “PODYUM”UN DEĞERİ
3. Alt klasmanlarda yarışan sporculardan elde edilen puanları kapsam dışı bırakabilmemiz için, Ödül Puanlarıyla da ilgili bir düzeltme yapılması gerekiyor. Zira ödül puanı, DERECE PUANI üzerinden belli yüzdelerle hesaplanıyor. O halde aynı yüzdeleri yukarıda anlatılan NET PUAN ile kullanırsak, YENİ ÖDÜL PUANI (veya başka bir isim) elde ederiz ve bu puanın içerisinde alt klasmanda yarışan çiftlerden elde edilen puanlar kesinlikle olmaz.

ÖRNEK:
201 numaralı sporcu A klasmanda yarışarak 20 çift arasında 3. Oluyor diyelim. Katılım puanlarını yine saymazsak, B klasmanda 20, C klasmanda yine 180 çift yarıştı dersek, bu sporcu (17+20+180=) 217 derece puanı elde edecek. (Bu 217 puanın yine sadece 7,8%’i kendi performansıyla ilgili.)  Ödül puanı olarak da elde ettiği DERECE PUANI’nın 15%’İni ekstra olarak kazanacak. Yani, 32,55 puan. Sporcunun kulübüne kazandırdığı toplam puan 249,55 olacak, mevcut sisteme göre. Yine ödül puanıyla birlikte yaklaşık olarak 95% oranında başka klasmanlardan gelen puanları buraya koymuş oluyoruz. Sporcunun kendi performansının puana katkısı son derece düşük olduğundan bu puan sistemi gerçek anlamda kulüpleri ve sporcuları kıyaslıyor diyemeyiz.

YENİ Ö.P ise alt klasmandan gelen puanlardan arındırılmış NET PUAN’ı kullandığı için gerçek anlamda sporcuların performanslarına göre değerlendirme yapıyor. Buna göre A klasmanında 20 çift arasından 3. Olan sporcu 17 NET (derece) PUAN ve buna bağlı olarak (17*0,15=) 2,55 YENİ ÖDÜL PUANI elde edecek. Toplamda 20,55 puan almış olacak.


KLASMANLAR ARASI ZORLUK DERECESİ
Elbette A-B ve C klasmanlar arasında bir kıyaslama da yapılmalı, zorluk derecesi açısından. Fakat bunun en doğru yolu sabit katsayılarla derece ve/veya ödül puanlarını çarpmak olabilir. Mesela, C klasman için 1 katsayı puanı, B klasman için 1,25, A klasman için de 1,5 belirlenebilir. (Bu rakamları belli bir mantığa dayandırmadan uydurdum. Son 2 sezonun puan tabloları, katılımcı sayıları ve benzeri istatistiki değerler incelenerek, klasmanlara uygun, mantıklı katsayılar bulunabilir. Ya da direkt olarka Dans Sporu branşı örnek alınaiblir...Sanırım en kısa ve doğru yol da bu.)

Bu katsayılar benim NET PUAN adını verdiğim, alt klasman katılımlarından arındırılmış DERECE PUANI ile çarpıldığında, klasmanlar arası bir fark ortaya çıkacaktır. Böylece yine B klasmanda veya A klasmanda yarışmak C’ye göre daha kıymetli hale gelecektir. Ancak sporcular, rakip dahi olmadıkları alt klasman sporcularından puan elde etmeyeceklerdir.

Bu noktada kulüp, sporcu, antrenör ve hakem fikirleri son derece önem taşıyor. Başarıyı, zorluk derecesini ve neyi ölçmek istediklerini tartışarak, ortaklaşa bir karar verilmesi elzem. Örneğin, A klasmandaki gibi az sayıda ama –göreceli olarak- daha kaliteli çiftler arasında derece yapmak mı daha zor, yoksa C klasman gibi yüzlerce çiftin yarıştığı, defalarca elemeden geçtiğiniz, kalabalık yüzünden kendinizi hakemlere göstermenizin daha zor olduğu bir klasmanda derece yapmak mı daha zor? Herkesin fikri farklı olacaktır. Ortak bir noktada buluşulması şart.


ALT YAŞ GRUPLARI
Bir başka konu da, minikler – yıldızlar ve gençler klasmanlarındaki puanlamayla ilgili. Bu spor için geleceğe yatırım yapmalıyız fikrini savunuyorsak, ki sanıyorum bu konuda herkes hemfikir, o halde kulüplerin alt yaş gruplarından aldıkları puanları daha kıymetli hale getirmemiz gerekiyor.
TARZ DANS sezon boyunca bu yaş gruplarında açık ara en başarılı kulüp. Hem en çok puanı alan, hem en çok sporcu yarıştıran kulüp TARZ DANS, ki bu yaş gruplarında YETİŞKİNLER’in aksine kalite kadar, sporcu sayısı da önem taşıyor.
TARZ DANS’ın bugüne kadarki yarışmalarda yaptırdığı 54 sporcu kaydının 38’i alt yaş gruplarına ait. Oran 70%. Fakat TARZ DANS her ne kadar bu alanda en çok puan alan kulüp olsa da, kendisine ait toplam puanlarının sadece 15%lik dilimini bu gruptan elde etmiş. Yani sporcularının 70%inin yarıştığı bölümden eline geçen puan oranı sadece 15%. Bu da mevcut puan sisteminin alt yapıya hiç önem vermediğini gösteriyor maalesef. Bu yaş gruplarında yarışmak daha değerli hale getirilirse, kulüplerimiz sporun geleceği olan minik, yıldız ve genç sporculara daha fazla yönelecektir. Bu “zarar” tablosuna rağmen alt yaş kategorilerinde ısrarla çok sayıda sporcu yarıştıran TARZ DANS’ı kutlarım.



SONUÇ:

Yukarıda bahsedilen sebepler -ki fazlası da başka örneklerde görülebilir- mevcut puan hesaplama metodunun, sistemin gereksinimlerine tam olarak yanıt veremediği ortadadır. Önümüzdeki sezon için bu sıkıntılar değerlendirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. Bu konudaki nihai kararın antrenörler, hakemler, kulüp yetkilileri ve sporcuların bir araya gelmesiyle alınması elzemdir. Bu noktada herkesin temsil edilmesi, fikrinin alınması gerekiyor. Herkesi memnun etmek mümkün olmasa da, en azından karşılıklı diyalog ile bazı uygulamaların neden uygun olmadığı, neden yapılamayacağı izah edilebilir. Bu da genel olarak camianın en kilit noktalarında, sporcu, antrenör, hakem ve kulüp yetkililerinde farklı boyutta bir bilinçlenme yaratacaktır.

Bizim de burada yapmaya çalıştığımız zaten bundan daha fazlası değildir.

Yakında 4. Ayak sonuçları ve puan tablosu analiziyle görüşmek üzere...

3 Mart 2014 Pazartesi

Bursa'dan Notlar

Bursa'da geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleşen TDSF Salsa Kulüplerarası Şampiyona 4. Ayak yarışmasının yapılacağı Atatürk Spor Salonu'na değerli dostlar Yalçın Şişman, Seval Akansoy ve Yeliz Şen Yıldız ile birlikte keyifli bir sabah yolculuğu sonrası ulaştık. Ocak ayında açıklanan "yarışmalardan men" cezam kanunen bir vatandaş olarak yarışmaları izlememe engel olmasa da, güvendiğim kaynaklardan gelen "sen salona girme, illa ki bir kulp bulup cezanı katlarlar" uyarısına hak vermeden de edemedim. Ne yalan söyleyeyim, yaşını başını almış, koskoca yöneticilerle bir spor salonunda köşe kapmaca oynamak eğlenceli olabilirdi ama ben biraz yorgundum, buna enerjim yoktu. Dolayısıyla yarışmadaki performansları izleme şansım olmadı. Yarışma performanslarına dair yorum yapmaktan genelde imtina ettiğimi düşünürseniz, pek bir kayıp yok ortada tabii :)

Yarışmaya dair görüşlerimi iki farklı başlıkta sunuyorum. İlk başlıkta organizasyona dair genel görüşler, ikincisinde ise A Klasman Finali'ndeki bir uygulamaya dair görüşlerime yer vereceğim.

ORGANİZASYON

İstanbul'daki 3. Ayak yarışmasına dair akılda en çok kalan konulardan biri organizasyondaki eksiklerdi. Bursa yarışmasında bu eksikleri görmedik. Yarışma başlaması gereken saatte başladı ve yine katılımı yüksek bir yarışmaya göre makul bir saatte tamamlandı. Burada organizasyonu üstlenen Şenol ve Tülay Özkahraman çiftinin (FitDans) hazırlıkları kadar, yarışmanın akışıyla ilgili çalışmaları yürüten birimlerin ve kişilerin de öneminin altını çizmemiz gerekiyor. Skating'i yürüten masa hakemi Seval Akansoy ki, bana kalırsa şu an salsa branşında görevde bulunan federasyon ekibinin tartışmasız en çok bahsedilmesi, teşekkür edilmesi gereken ismidir, yarışmanın vaktinde tamamlanmasında, hatasız akmasında önemli rol oynamıştır.

Bir diğer isim, daha önce bu satırlarda başka yarışmalardaki konulardan dolayı eleştirilerimize maruz kalan, fakat yarışma sırasında ve sonrasında, gerek görevliler, sporcular, gerekse antrenörlerden duyduklarıma göre bu kez çok titiz bir iş çıkartan, yarışmanın başhakemi Tülin Motola... Başhakem de yarışma akışı açısından önemli bir rol oynar ve Tülin Motola'yı bu kez tebrik etmemiz ve başarılarının devamını dilememiz gerekiyor.

Son olarak sabah salonun önünde kahvemi yudumlarken gördüğümde, aklımda yarışma akışına dair bulunan tüm sıkıntıların silinmesini sağlayan Organizasyon Kurulu Başkanı (başka üyesi kaldı mı emin de değilim ya) Evren Büyüksarıoğlu'nu da saymadan geçmeyelim. İstanbul ve Bursa Yarışmalarındaki akış farklarıyla, ekibin ve organizasyon kurulunun önemi böylece bir kez daha vurgulanmış oldu.

Geçtiğimiz yarışmada yaşanan "heat kaçırma" ve A klasmandaki skandal uygulamalar, hakemleri çok daha temkinli olmaya yönlendirmiş belli ki... Yarışma öncesi antrenörlerin davet edilmesi ve heat kaçıran çift olması durumunda, kural kitabının ilgili maddesi uyarınca "3 anons ve akabinde diskalifiye" uygulamasına gidileceğinin duyurulması doğru bir hamleydi. Genellikle bu tip "sert" ve "keskin" kararlardan kaçınan hakemler görmeye alışmıştık ve hatta Tülin Motola'yı daha önceki başhakemlik tecrübelerinde sporcuları fazlaca korumaya çalıştığı ve bu tip kararları alamadığı için eleştirmiştik. Ancak şans bu ya, daha yarışmanın ilk heat'inde 3 anonsu da kaçıran bir sporcu olunca, başhakem diskalifiye kararını hızla veriyor ve belki de bu hamle, yarışmanın takip eden kısımları için diğer sporculara ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Heat kaçıran sporculara geçmiş olsun dileklerimizi sunuyor, bundan sonraki yarışmalarda daha dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz. Tülin Motola'yı da kuralları, kural kitabını yanında taşıyarak uyguladığı için ayrıca tebrik ediyoruz.

A KLASMAN FİNALİ

Konu kurallar, uygulamalar ve kural kitabına gelmişken, yarışmayla ilgili tek eleştirimi yapayım. Uzun süredir yarışmaları, performansları izlemiyorum. Dolayısıyla yarışmalara dair ince detayları atlayabiliyorum. Açıkçası neredeyse her detaya dair her yarışmadan sonra sporcu, antrenör ve diğer dostlarımızdan bilgi yağmuruna tutuluyorken, şimdi bahsedeceğim türden bir detayın bana ulaşmamış olması şaşırtıcı ve aynı zamanda da düşündürücü. Zira bu denli önemli bir konuya, diğer arkadaşlarımızın gerekli hassasiyeti göstermediğine işarettir bu durum. Konu şu:

A klasman finali öncesi yapılan anons: "Değerli yarışmacılar, 2 şarkıda dans edeceğinizi tekrar hatırlatalım."
Ve A klasmanda ilki "hızlı", ikincisi ise "yavaş" olmak üzere 2 parçada dans ediliyor, hakemler ise "TEK" puanlama kağıdını doldurarak masaya iletiyor.

Bu uygulamaya ben ilk kez şahit oluyorum ancak daha sonra gerek başhakem Tülin Motola, gerekse Yalçın Şişman ve diğer arkadaşlarımızdan öğrendiğim kadarıyla bu sezon Damla Birdal'ın başhakem olduğu Afyon yarışmasında da aynı uygulamaya gidilmiş. 3. Ayak İstanbul ve 1. Ayak Ankara yarışmalarında ise A klasmanda çiftler tek dansla değerlendirilmiş.

Burada tek veya iki dansla final yaptıran başhakemlere yönelik bir eleştiri yapmak değil esas niyetimiz. Her ne kadar kural kitabı bu konuda bir kısıtlama getirmemiş olsa da, "insiyatif" adı altında ekstra bir performansı değerlendirmeye katmak başhakem yetkisinde değildir evet. Fakat sanıyorum bu sezon bu uygulamayı tercih eden her iki başhakem de kendisinden önce bunu yapan birilerini örnek alarak tercihini bu yönde kullanmış. Dolayısıyla niyetimiz bu arkadaşları değil, kurallardaki belirsizliği düzeltmektir. Bu gözle incelerseniz sevinirim, zira aksi takdirde bambaşka yerlere gidiyor ve hiç istemediğim, kişisel bir hal alıyor konu.

Şimdi soru - cevap oynayalım...

Soru: A klasman finalinde kaç parça çalınacağına dair kural var mı?
Cevap: Yok.

S: A klasman finalinde 2 parça çalınmasına Afyon ve Bursa yarışmalarında kim karar vermiş?
C: Başhakemler.

S: A klasman finalinde kaç parça çalınacağına dair karar konusunda kural kitabında başhakemlere yetki veren bir kural / ibare var mı? Ya da olsa, bu doğru olur mu?
C: Hayır, yok ve yine hayır, böyle bir kural yetkilendirme bulunsaydı da doğru olmazdı. Bu tip kararlar kişisel değerlendirme neticesinde alınmamalı, kurallar açık ve net olmalı.

S: O halde başhakemler bu kararı nasıl verebiliyor? Bu kararı neye göre veriyor? Neden bazı yarışmalarda tek, bazı yarışmalarda 2 parçayla final yapılıyor?
C: Bilinmiyor.

S: Peki günün birinde bir başhakem çıksa, "ben finali 10 şarkıyla yapıyorum, öyle uygun gördüm" dese, ne olacak?
C: Eyvah...

S: Finalde neden 2 parça çalınır?
C: A klasman sporcularının performanslarını daha iyi ayırt edebilmek için. Yavaş ve hızlı parçalarda "teknik" ve "kondisyon" (veya benzeri) gibi farklı elementleri daha net görebilmek için.

S: Peki "yavaş" müzik nedir, "hızlı" müzik nedir? Bunların kural kitabında tanımları var mıdır?
C: Mevcut kural kitabında yoktur. Bundan 3 sene önce kullanılan kural kitabında vardır. (25-27 Bpm olarak tanımlanmıştı)

S: O halde neyin yavaş, neyin hızlı müzik olduğunu nasıl anlayabiliriz?
C: Sportif kurallar çerçevesinde böyle bir tanım olmadığı sürece anlayamayız zira kesin tanım olmadığı sürece "yavaş, hızlı, güzel, çirkin, iyi, kötü, doğru, yanlış" gibi tanımlar görecelidir.

S: İki farklı parçaya rağmen hakemlerin tek değerlendirme kağıdı sunmaları nasıl yorumlanabilir? Parçalar arasındaki değerlendirme oranları nasıldır? 50-50 % şeklinde mi, yoksa daha farklı, 30-70% şeklinde mi? Buna yönelik bir değerlendirme tanımı var mıdır?
C: Hayır böyle bir tanım yoktur. Hakemlerin iki performans arasında nasıl bir yüzdeyle karar verdikleri bilinemez.



 Hep söylüyorum, spor branşlarında kurallar birilerine "yetki, insiyatif" atamak için yazılmaz. Başhakemin bir konuda karar yetkisi olacaksa da, kurallar o kararın hangi kriterlere göre, neye göre verileceğini yazmalıdır. Aksi halde "KİŞİSEL" yargı, algı ve kararlar yarışmaların aynı standartlarda geçmesini engelleyecektir. Neredeyse aynı sporcuların final gördüğü bu sezonki 4 A Klasman yarışmasının yarısında tek parça, yarısında 2 parçayla final yapılması burada bir istikrarsızlık yaratmaktadır. Buna dair önümüzdeki sezon için acilen net ve kesin kuralların tanımlanması gerekir. Eğer 2 parça ile daha etkili ve doğru karar verildiği düşünülüyorsa bizim önerimiz şu şekilde bir model olacaktır:

1. A klasman Finalleri 2 parça üzerinden, ayrı ayrı değerlendirilerek yapılır.
2. İlk parça X Bpm (hakemler, antrenörler ve sporcuların görüşleri alınarak belirlenecek BPM cinsinden müziğin hızı) ve üzeri hızda, ikinci parça ise X Bpm veya daha düşük bir tempoda olur.
3. Hakemler ilk performans sonrası değerlendirme kağıtlarını masaya sunar ve ikinci parça için yeni birer değerlendirme kağıdı doldurur.
4. İki performansın sonunda masa hakemi Skating Sistemine her iki dansa ait tüm hakem sonuçlarını girer ve Skating Sistemi buna istinaden doğru sonucu verir.

Söz konusu değerlendirme modeli elbette kural kitabına daha farklı bir dil ve formatta yazılmalıdır ancak temel fikri sanıyorum yansıtabildik. Latin Amerikan yarışmalarında sporcuların farklı özelliklerinin vurgulandığı, incelendiği ancak aslında benzer teknik, adım ve figürlere dayanan CHA-CHA-CHA ve RUMBA dansları için de hakemler farklı değerlendirme kağıtları doldurmaktadır. Aynı model hiçbir zorluk çekmeden salsada da uygulanabilir ve böylece hakemlerin kişisel görüşleri, algıları, anlayışları arasındaki farkların (50-50% veya 70-30% vs. gibi) değerlendirmeye yansıması engellenmiş olur.

Bu konunun önümüzdeki sezon öncesinde tüm hakemler, kulüpler ve antrenörler tarafından tartışılması ve net bir kural tanımının belirlenmesi gerekiyor ki sporcular da her yarışmada acaba bir parça mı çalınacak, iki mi, yavaş mı hızlı mı bilinmezliğinden kurtulsun.

Önerisi ve fikirleri için sevgili Doğuş Özdemir'e, varlıkları ve sohbetleriyle bu bir günlük yolculuğun son derece keyifli geçmesini sağladıkları için de sevgili Yalçın Şişman, Seval Akansoy, Yeliz Yıldız Şen, Evren Büyüksarıoğlu ve Tülin Motola'ya  teşekkürlerimi sunarım.

Geçtiğimiz hafta içerisinde ve Bursa'da sözleriyle veya mesajlarıyla destek veren tüm dostlara da tekrar selamlar.

28 Şubat 2014 Cuma

Hayaldi Gerçek Oldu!

Bir rüya gördüm dün... Ödüm koptu

Bir Kulüp düşünün, normalde geriye 2 yarışması kalan (biri iptal edildiği için) şampiyonada ikinci sırada olsun 500-600 puan farkıyla. Son yapılan yarışmada en yakın rakibinin gerisinde kalsın ve durum pek de kapanacak gibi gözükmesin, farz edelim.

Bu Kulübün adı X kulübü olsun. Ha, unutmadan, sahibi de şampiyonanın kurallarını koyan, kitabını yazma yetkisi olan, istediği değişikliği kafasına göre yapan, kimsenin hesap soramadığı, kimseye hesap vermeyen, "sonra konuşuruz buranın meselesi değil" diye her seferinde itirazları geçiştirip duran, kimin hangi klasmanda yarışacağına bile karar veren, "Mesih", "Tanrı", "Ulu Manitu", TEKNİK KURUL Başkanı olsun...

Hayal işte, yoksa hiç olur mu öyle şey?

Neyse efendim, bu hırslı arkadaşımız, önce sezon başında MHK Başkanının sporcularından birini kendi kulübüne transfer eder. Baktı ki geçiliyor... Gider başka kulüpler, birisi yine MHK üyelerinden birinin kulübü olan ve bu sporcuların da kendi kulübünden yarışmasını sağlayacak girişimleri tamamlar.... Kolay tabii, kuralları kendi yazdığından, yasak değil, istediği zaman istediği değişikliği yapabiliyor ne de olsa.

Kağıt üzerinde bunda sorun yok evet. Ama hani hayal ya, o hayaldeymişizi gibi düşünüp sorularımızı soralım mı, sanki cevap alacakmışız gibi? Ne dersiniz? Hayal içinde hayal olsun :)

1. Bugüne kadar yetiştirdiği sporcusunu, bu şekilde, neye yol açacağını bile bile, nasıl bir haksız ortam yaratacağını bile bile gidip birincilik yarışındaki bir kulübe oylece bırakıveren kulüpler... Sevgili arkadaşlar, adil mi bu? Oldu mu şimdi? Biz kimsenin adamı değiliz diyorsunuz, hiç yakışıyor mu? MHK'de görev aldınız siz, tarafsızlığın en önemli olduğu yerde... Halen de sürüyor bu titriniz, şimdi ne düşünür insan, bugüne kadar kime nasıl puan verdğiniz veya vereceğinize dair????


2. Bu işin sonu var mı? Birileri gidip son yarışmadan önce 10 kulübün sporcusunu alsa, 100-200 sporcuyu kaydettirse, ne olacak? Kim ne diyebilir? Kimse bir şey diyemez, çünkü o yolu bizzat TEKNİK KOMİTE BAŞKANI'nın kulübü açmıştır. Peki bu şekilde biten bir şampiyona adil mdiir? Neyi ölçer? Kimin daha iyi sporcular yetiştirdiğini mi, yoksa kimin bu artık güvenemediğim camiada daha fazla bağlantısının olup, bu tip etik olmayan hareketlerde bulunacak kadar da gevşek bir hayat görüşü olduğunu mu?

3. Bahsi geçen transferleri yapabilmek için Bursa yarışmasının kayıt tarihini resmi siteden duyurarak 1 gün uzatmadınız mı? Yine bu transferleri aman kimsenin ruhu duymasın kayıtlar kapanana kadar diye, aba altından yürütüp, resmi siteden duyurulması gerekiyorken saklamadınız mı? Hatta insanlar strateji yapamasın diye, önceki yarışma sonuçlarını, tamı tamına 1 hafta elinizde bekletip yayınlamadınız...



Sonuç:


Sezon başında kural kitabını eleştirdik. Geniş bir şekilde eleştirdik. Daha sonra üzerinde değişiklikler yapıldı, bize haber verilmeden, duyurulmadan. Şu anda da yapılıyor, takip ediyorum, hiçbiriniz farkında değilsiniz dostlar. Sezon içerisinde kural değiştirilemez ibaresine rağmen o kitaba eklemeler oluyor.... Neyse biz bir şeyleri öngördük. O yüzden bu kural kitabını bu kadar eleştirdik... Olacakları az çok biliyorduk, çıkacak sorunları görüyorduk. En az 6 çiftle final yapılması kuralı gibi... Yeri geldi Paranoyak dediniz bana, soylediklerimizin hepsi tek tek çıktı, yalan mı?

Fakat itiraf ediyorum.... Bu seviyede bir çakallığı, boylesine bir uyanıklığı, böylesine bir güç hırsını, gözü dönmüşlüğü benim gibi "has bir paranoyak" bile öngöremezdi, öngöremedi... Aklımın ucundan bile geçmezdi bu camiada, kendisince böylesine isim yapmış, köküne kadar sevgi, saygı ve aşk dolu bir adamın bu derece etikten uzak hareket edeceği. Özür dilerim, öngöremedim, bu kadar ileri gideceğini düşünemedim. Bu kadar dibe vuracağını bilemedim...

Neyse ki, Bunların hepsi hayal ürünü. Elbette böyle bir şey olmaz, olamaz. Nefes nefese, terler içerisinde uyandım rüyamdan çok şükür... Oh...

*   *   *

Günün Karikatürü




*  *  *


GERÇEK HABERLER

Bu kadar hayal yeter, biraz da gerçeklerden bahsedelim, sizlere güncel haberleri sunalım.


Sezonun son 2 yarışmasına girdiğmiz şu günlerde, lider ANGORA DSK'nın 500-600 puan kadar gerisinde bulunan, yarışma kurallarını koyan Salsa Teknik Komitesinin Başkanı Berkan Kaymaz'ın kulübü KRİPTO DSK, Bursa yarışmasından önce ani bir manevrayla Zafer Coşkun'un kulübü MUĞLA DSK'nın aşağıda yer alan sporcularını transfer etmiştir. Hatırlayacağınız gibi Zafer Coşkun hafta içerisinde, son yarışmada A KLASMAN'da yaşanan kural hatasından dolayı istifalarını sunacaklarını belirten 3 MHK üyesinden biridir.

İbrahim Engin - Zeynep Çakar
Müeyyet Okan Çakar - İlayda Tosun
Fevzi Deniz Işıldar - Ceren Tufan
Ahmet Can Çınar - Gamze Şahin
Mustafa Serkan Mart - Emine Seyda Çetin

Bahsi geçen isimler, MUĞLA DSK'nın geçtiğimiz İSTANBUL yarışmasında kulübü temsil eden kafilenin tamamını oluşturuyor. Böylece bu sporcuların bugüne kadar MUĞLA DSK'ya kazandırdıkları puanlar sıfırlanıyor ve bundan sonra kazanacakları puanlar KRİPTO DSK hanesine yazılıyor.
KRİPTO DSK benzer bir transfer hamlesini, MHK Başkanlığı'ndan istifası söz konusu olan Emre Çay'ın kulübü SEANS DSK'dan sezon başında yapmıştı.

Sezonun son 2 ayağına girerken KRİPTO DSK'nın ANGORA ile arasındaki farkı kapatmaya yönelik bu çabaları bakalım sonuç verecek mi. Vermezse usta yönetici, yılların tecrübesi Berkan Kaymaz acaba bizlere daha ne gibi "incelikler" öğretecek, tüm salsa camiası merakla bekliyor.

Bursa'da görüşmek üzere









24 Şubat 2014 Pazartesi

AVM'de "Artistik" Hadiseler

Haftasonu TDSF tarafından Maltepe Park AVM'de Türkiye Salsa Şampiyonası düzenlendi. Dünya Şampiyonası'nda ülkemizi temsil edecek çiftin de belirlendiği bu yarışma için TDSF'den alınan duyumlar dansı daha geniş kitlelere yaymak, sevdirmek maksadıyla ülkenin en prestijli -olması gereken- yarışmasını bir AVM bünyesinde gerçekleştirilmeye karar verildiği yönündeydi.

Yarışmaya katılan birçok sporcu, antrenör ve izleyiciyle yaptığım görüşmelerden çıkan sonuç, mevzunun en iyi haliyle bile ancak "kaş yaparken göz çıkarmak" olarak görülebileceği yönünde. Maddeler halinde kısaca anlatalım:

1.  MEKAN: 
Işıklandırma ve zemin harika. Yani yarışma için anlaşılan ajansın ve AVM'nin sağladığı kalemlerde sorun yok. Sorun organizasyonda, planlamada...

Yarışma için tahsis edilen alan AVM'nin içinde, mağazaların arasında bulunan, normal bir AVM koridoru. Dolayısıyla hakemler, sporcular, masa, kameralar, basın ve seyircileri kaldırabilecek büyüklükte bir yer ayrılmamış. Eh, salsanın İstanbul'da daha bir hafta önce spor salonlarına bile zor sığdığı görülmüşken, bir AVM'nin ufacık bir koridorunda insanların üst üste kalması sanıyorum normal. Bunun öngörülememiş olması ise nereden baksanız anormal...


Yarışmacıların soyunma odalarından çalınan eşyalarına, yaşanan güvenlik sorunlarına ve ufak tefek diğer sorunlara hiç girmeyeyim.

Fotoğraf karesinin sağ ve sol tarafındaki mağaza vitrinlerinden, giriş çıkışlarıda ne gibi sıkıntılar yaşanabileceğini görebilmek mümkün


2. MEMNUNİYET: 

Yarışma alanı ve çevresindeki kalabalık, o koridorda bulunan mağazalara giriş ve çıkışı engellemiş ve bu da mağaza yöneticileri ve AVM yöneticileri arasında ciddi tartışmalara yol açmıştır. Doğal olarak mağaza yöneticileri, kendileri ve ürünleriyle hiç ilgisi olmayan, dikkati tamamen yarışmaya yönlenmiş fakat neredeyse mağazalarının içine kadar girmiş bu kalabalıktan şikayetçi olmuşlar. Zira koridor o kadar kalabalık hale gelmiş ki, gerçekten o mağazaya gelmek isteyen, yarışmayla ilgisi olmayan, gerçek AVM müşterilerinin mağazaya erişimi kalabalıktan dolayı engellenmiş. 

Şu gerçeği unutmayınız. AVM'lerin gerçek müşterisi siz ya da ben, ya da herhangi bir başka birey değildir. Bizler AVM'de bulunan mağazaların müşterisiyiz. Ödediğimiz paralar o mağazaların hesabına giriyor. AVM'lerin müşterisi ise o mağazalardır. AVM yönetimlerinin görevlerinden biri, bir takım aktivitelerle AVM'ye daha fazla insan çekmektir. Bu yarışma da aslında jonklör şovu, palyaço gösterisi, ufak tefek konserler gibi haftasonları insan çekmek için düzenlenen organizasyonlarından biri olmuştur, maalesef.


3. MAKSAT:

Peki bu yarışmanın bir AVM'de gerçekleşmesi, en iyi şartlarda ne gibi imkanlar sağlardı?

a. Dansı daha geniş kitlelere yaymak
b. Dansa yönelik algıyı pozitif yönde etkilemek ve bu şekilde belki geleceğe yatırım yapmak (yeni sporcular vs.)
c. Sponsor imkanları. Bu yarışmanın başarılı bir organizasyon olması, AVM açısından poziyif sonuçlanması gelecekte başka sponsorlukların da önünü açabilir.

Bunlara eklenebilecek başka maddeler de olabilir fakat ben biraz daha genel incelemeyi tercih ediyorum. Şimdi bu bağlamdaki sonuçlara bakalım:

a. Evet, dans yarışmasını AVM'de kalabalık bir kitlenin izlediğini görüyoruz. Bu insanların büyük bölümünün de özellikle yarışma için oraya giden, sporcuların eş, dost, akrabası ve normal şartlarda salsayı, yarışmaları takip eden kitle olduğunu öğreniyoruz. Yani dansın şu an dışında bulunan kitleye çok da ulaşılabilmiş değil bu yarışmayla. O yüzden bu argümanı eliyoruz... Kazanım yok.

b. Dansın dışında bulunan büyük bir kitleye ulaşılmış bile olsa, -ki maalesef ulaşılamadı- izleyen her 100 anneden bir tanesi (en iyi ihtimalle) "benim de çocuğum dansa başlasın" dese, elde edilecek maksimum "genç yetenek" sayısı kaç olabilir? 1000 annede 10 kişi, o da hani, belki... Bu da inanılmaz derecede iyimser bir tahmin. Yani pek de geçerli bir argüman değil diyebiliriz. Kazanım yok.

c. AVM açısından yarışmanın, gerçek ve en önemli müşterileri olan mağazalarla yapılan kavgalar, mağazalara ulaşamadığı için küfreden müşterilerle dolu bir etkinlik olarak geçtiğini düşünecek olursak, bu işe girdiklerine pişman olduklarını tahmin etmek pek de zor değil. AVM'lerin genelde büyük şirket ve gruplara ait olduğunu, bu firmaların da birbirlerinden sürekli haberdar olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, ne Maltepe AVM grubunun, ne de bu yarışmanın etkilerini takip eden diğer firmaların kolay kolay başka bir dans yarışmasına bu şartlar altında imza atacaklarını hiç zannetmiyorum.

Kazanım olmadığı gibi, sponsorluk getirebilecek büyük potansiyeller kaybedilmiştir diyebiliriz.


4. FİNANS:
Bu yarışmanın bir AVM'de düzenlenmesi, maddi bir çalışmadır. Bu işten ne kadar gelir elde edildiği, nasıl bir anlaşma yapıldığı açıklanmalıdır. Bu işten gelir elde edilmediyse, neden karşılıksız bir şekilde Türkiye Şampiyonası isim hakkının bir AVM'ye verildiği izah edilmelidir.

Yok eğer gelir elde edildiyse, bunun tutarı ve neden gelir olmasına rağmen sporculara harcırah ödemesi veya dereceye girenlere para ödülü verilmediği de açıklanmalıdır.

Genel Kurul'a katılacak delege arkadaşların ilgisine sunulur...

5. HAKEMLER ve "ARTİSTİK JÜRİ"

Bu yarışmada da, tıpkı sezon boyunca olduğu gibi, TDSF Salsa Merkez Hakem Kurulu tarafından görevlendirilen hakemler görev almıştır. Fakat üç popüler ve halk tarafından tanınan isim "artistik jüri" ismi altında ön plana çıkartılmış, sanki yarışmaya dair bütün kararları bu heyetin aldığı intibası yaratılmıştır. Öyle ki, yarışmanın esas ödülü olan Türkiye Şampiyonluğu'nu kazanan Melisa ve Cem, aynı yarışmayı alt sıralarda tamamlayan, fakat "artistik jüri" tarafından "özel ödüle" layık görülen Nusret Dişçi ve Su Bilge Korucu çiftinden daha az ilgi görmüştür.

Bu durumun üç sakıncası olduğundan yarışmadan önce bahsetmiş ve yetkilileri -yine kendimizce- uyarmıştık:

a.) TDSF resmi hakem heyeti dışında birilerinin, herhangi bir resmi değeri olmasa bile aynı yarışmaya dair değerlendirme yapıp, derece vermelerinin sakıncasından bahsetmiştik. Şimdi halkın gözünden duruma bakarsanız ya ünlü isimlerden oluşan jüri bu işi çok iyi biliyor, diğer hakemlerin podyuma layık görmediği bir performans sergileyen çifti, kendi birincileri ilan ettiler.... Ya da bu ünlü isimlerimiz hiçbir şeyden anlamıyor olmalı ki, onların birincisi, diğer hakemlerin gözünde hayli alt sıralarda kaldı... Halk elbette sevdiği, bildiği ünlü isimlerin kararına daha çok değer vermiş, saygı duymuştur. Ne de olsa federasyonun resmi hakemlerini televizyonda görmüyorlar. Oysa biliyoruz ki, bu ünlü isimlerin değerlendirmelerinde, hakemlerimizin dikkat ettiği sportif hususların pek kıymeti yok.

b.) TDSF hakemliği bu camianın en saygın, en kıymetli ve el üstünde tutulması gereken pozisyonlarından biridir. Hakem olmak sorumluluk ister, bilinç, eğitim, tecrübe, sabır, stres yönetimi, adalet, empati ve daha nice mesleki ya da kişisel özellikler gerektirir. Bu değerli titri taşıyan isimlerin, reklam ve pazarlama uğruna, ne kadar sevsek, beğenerek takip etsek de,  TDSF'nin temsil ettiği "dansın sportif tarafıyla" uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerin altında konumlandırılıp, sunulması -bugüne kadar bu camiada gördüğüm en büyük ayıptır.

Bundan sonra federasyon yetkilileri yarışmalardan önce çıkıp konuşuırken "değerli hakemlerimiz" diye hitap ettiklerinde ne kadar ciddiye alacağıma emin olamıyorum şahsen.

c.) Bu iki maddeyi birleştirdiğimizde, halka daha iyi tanıtılmak istendiği için AVM'de düzenlenen dans sporu branşlarından salsa Türkiye Şampiyonası'nın, aslında halka yanlış tanıtıldığı sonucuna varabiliriz. Halk belli sportif değeri olan net ve kesin kurallar çerçevesinde değil, tıpkı televizyondaki yarışmalarda olduğu gibi güzellik yarışması formatında, kişisel takdir ve beğenilere göre kanaat getirildiğini düşündü. Zira onlara göre yarışmanın biricisi, ünlülerden oluşan "artistik jüri"nin seçtiği çift oldu. Onlara göre televizyonda yapılan şov nitelikli yarışmalarla, bizim en prestjili yarışmamız olması gereken Türkiye Şampiyonası'nın bir farkı yok; hatta birisi kendisine TV kanallarında 15-16 hafta boyunca yer bulabilirken, diğeri İstanbul'un ücra bir köşesindeki Maltepe Park AVM'de yer bulabilmiş...


SONUÇ:

Bunları ben değil, halk düşünüyor ve söylüyor. Dansı sevsin diye uğraşılan halk. Zaten sıkıntı da burada başlıyor. Dansı değil, dans sporunu sevdirmektir  Federasyonumuzun görevi. Federasyonumuz dansla değil, Dans Sporu ile ilgili faaliyetler yürütmesi gereken bir kuruluştur. Çünkü federasyonumuz bir "spor federasyonudur". Maalesef mevcut yöneticiler ve bu federasyonun kurulduğu günden bu güne geçen sürenin yarısından fazlasında başkanlık yapmış olan mevcut federasyon başkanımız bu durumun farkında değillerdir.

Koskoca Türkiye Şampiyonası'nın bir otel animasyonuna benzetilmesine izin vermelerinden ne yalan söyleyeyim başka bir anlam çıkartamıyorum zira.